Irak referanduma gidiyor? Cumhurbaşkanı sözcüsü kalın açıklamaları

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Orgeneral...

Irak referanduma gidiyor? Cumhurbaşkanı sözcüsü kalın açıklamaları
Irak referanduma gidiyor? Cumhurbaşkanı sözcüsü kalın açıklamaları Seyfullah
Bu içerik 688 kez okundu.

Barzani'nin büronundan yapılan izaha göre, Erbil'deki başkanlık konutunda gerçekleşen müzakerede, "tarafların terör örgütü DEAŞ'a karşı verdikleri mücadele, bölgedeki politik gelişmeler ve 25 Eylül'de yapılması tasarılanan referandum" konuları ele alındı.

Müzakerede Barzani, Votel ve beraberindeki kurula " AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'nin referandum konusundaki kaygı ve kaygılarını anladıklarını ancak Washington idareninden de Kürt halkının kaygılarını, karar ve istemlerini anlamalarını istediğini" söyledi.

"Terörle mücadelenin IKBY'nin öncelikleri arasında bulunduğunu" kaydeden Barzani'nin, "referandum sürecinin netlikle terörle mücadeleye negatif tesiri olmayacağını vurguladığı" aktarıldı.

 

Diğer taraftan AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'li Komutan Votel'in de Peşmerge güçlerinin Musul'u kurtarma operasyonunda Irak silahlı gücüyle dayanışma içinde hareket ettiğini söylediği kaydedildi.

Votel'in Peşmerge güçlerinin oynadığı rolden övgü ile söz ettiği belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü  İbrahim Kalın, Best FM'de yayınlanan "Konuşan Türkiye" programında gündeme  ait izahlarda bulundu, sualleri cevapladı.

 CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğan'ın Twitter hesabındaki unvan  bölümünde yazan "Türkiye Cumhuriyeti Reisicumhur" ifadesinin "Türkiye  Reisicumhur" ile değiştirilmesinin anımsadılarak, bu tasarrufun neden  yapıldığının sorulması üzerine Kalın, bu kullanımın yeni bir şey olmadığını,  Cevdet Sunay döneminden bu yana tüm cumhurbaşkanları tarafından kullanıldığını  anımsattı. Bu kullanım örneklerinin sosyal medya hesaplarından paylaşıldığını  aktaran Kalın, "Cevdet Sunay'ın, Fahri Korutürk'ün, Özal'ın, Demirel'in,  Sezer'in, Sayın ABDullah Gül'ün bir hayli davetiyesinde 'Türkiye Reisicumhur'  ifadesi kullanılmıştır. Nitekim YSK'nın 2014 seneninde Reisicumhurumuzun seçimiyle  alakalı Resmi gazete'de yayımlanan kararına baktığınız vakitte orada da 'Türkiye  Cumhurbaşkanıolarak seçilmiştir' ifadesi bulunmaktadır." değerlendirmesinde  bulundu. Kalın, CumhurbaşkanıErdoğan'ın 2014'ten bu yana kullandığı  davetiyelerde de aynı ifadenin bulunduğuna dikkati çekti.

 Aynı ifadenin Twitter hesabına da alındığını aktaran Kalın, şöyle  devam etti: "Şu sorulabilir tabii ki 'neden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı denmesin?' Biz burada Türk Dil Müessesesi'na da müracaat ettik, Türk Dil Müessesesi'nun da hem  sözlüğünde hem yaptığı diğer açıklamalarda bakıldığında aslında çok mantıklı bir şey  var. Reisicumhur, cumhuriyet rejimi ile yönetilen bir devletin başındaki kişi  demektir. İçinde var zati dolayısıyla tekrar etmek oluyor. Türkiye Cumhuriyeti  Cumhurbaşkanıdediğinizde 'Cumhuriyet'i iki kez etmiş oluyorsunuz. Türkiye  Cumhurbaşkanıifadesini daha doğru olduğu, Türk Dil Müessesesinin da dile getirdiği  şey. Kimi yurttaşlarımız şunu sorabilir, 'Ne zararı var?' Böyle de  kullanılabilir ancak daha iktisatlı, dil ve gramer açısından daha doğru olanı  'Türkiye Reisicumhur' ifadesi."

 Türkiye Cumhurbaşkanıifadesinin, Cevdet Sunay döneminden beri bütün  cumhurbaşkanlarının kullandığı ortak bir kullanım olduğuna işaret eden Kalın,  2014'te Abdullah Gül'ün reisicumhurken bir resepsiyonda "Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül" sıfatıyla bir davetiye gönderdiğini, o vakit CHP Genel Başkanı ve  milletvekilleri "Cumhuriyet yoksa biz orada yokuz" gibi bir izahla o  resepsiyona katılmadıklarını hatırlattı.

 O vakit da 11. CumhurbaşkanıGül'ün büronundan aynı izahın  yapıldığını aktaran Kalın, "Yeni bir konu değil bu. Dönem dönem ısıtılıp tekrar  tedavüle sokuluyor. O konuda yurttaşlarımızın da zihni netliğe sahip olması  açısından tekrar edeyim; bu ifade takriben 50 senedir kullanılmaktadır. Zira  Cumhurbaşkanıifadesi, cumhuriyet rejimini içinde zati barındıran bir ifadedir."  dedi.

  AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ-KUZEY Kore GERİLİMİ 

 AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ve Kuzey Kore arasındaki gerilime ait Kalın, "Biz dünyanın  hiçbir yerinde savaş istemeyiz. Bu ister konvansiyonel silahlarla olsun, ister  nükleer bir tırmanış şeklinde olsun, yerel olsun, global olsun biz dünyanın  hiçbir yerinde savaşın insanlığın sulhuna, huzuruna katkı getireceğine  inanmıyoruz." değerlendirmesini yaptı. Türkiye'nin yakın coğrafyasında yaşanan savaşları anımsadan İbrahim  Kalın, aynı barışçıl dili her vakit burada da kullandıklarını söyledi.

 Diplomasi ve devlet adamlığının bir gereğinin de bu tür vaziyetleri  savaşa ve felakete sebep olmadan çözüme kavuşturmak olduğunun vurgulayan Kalın,  sözlerini şöyle sürdürdü: "Kuzey Kore ile Amerika arasındaki bu son günlerde yükselen vaziyete  baktığınız vakit işin tabii biraz geri tasarınında şunu görüyorsunuz, jeopolitik  olarak o bölgede aslında AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ile Çin arasında devam eden bir güç mücadelesi var.  Kuzey Kore bunun bir unsurudur. Yalnızca bunu bir Kuzey Kore, Amerika çekişmesi  olarak görmemek gerekli. Zira şu veya bu gerekçelerle, bunun tarihi biraz uzun,  Çin bir manada Kuzey Kore'nin hamisi olarak o bölgede bir rol icra etmektedir.  Buna karşılık olarak bilhassa İkinci Dünya Savaşı'ndan beri Amerika'nın o  bölgede yükselen Çin tehdidine, gücüne karşı oluşturmaya çalıştığı bir Pasifik hattı var. Japonya gibi Güney Kore gibi, Vietnam gibi bir takım ülkelerin Amerikan  ittifakı içerisinde bulunarak Çin'e karşı bir hilal oluşturması, bir engelleyici  güç oluşturması... Bu soğuk savaş döneminin de temel unsurlarından bir tanesiydi,  küreselleşme ve Doğu Bloku ülkelerinin yıkılmasıyla da aslında bu temel dinamik  aynen devam etti. bugün bunun tezahürlerini görüyoruz orada."

 Kalın, Obama döneminde bunların neden yaşanmadığı suali üzerine bu  vaziyetin belki Trump'ın üslubuyla alakalı olduğuna değindi. Geçmişte de Kuzey Kore'nin bu tür çıkışlarına AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ idaresinin sert  ifadelerle karşılık verdiğini vurgulayan Kalın, "Belki Obama'nın kamuoyuna  verdiği imajın biraz daha yumuşak olmasından dolayı sözler yumuşak idrak etmiş  olabilir fakat çözümlediğinizde aslında üç aşağı beş yukarıya benzer şeyler." diye konuştu. Son günlerde retoriğin bu kadar yükselmesinin kaygı verici olduğunu  belirten Kalın, çok ciddi bir hareketlilik olduğunu ifade etti.

MEBLAĞLI OLMAK LAZIM

 Geçtiğimiz hafta CumhurbaşkanıErdoğan'ın da "orada bir nükleer tırmanma,  bir çatışma, bir savaş, karşılıklı vuruşma" tarzı bir şey istemediklerini  söylediğini aktaran İbrahim Kalın, "Umarız bu gerilim düşer." ifadesini kullandı. "Gerilim düşer mi, öngörünüz nedir?" suali üzerine Kalın, bunun  aktörlerin nasıl tavır alacağına bağlı olduğunu söyledi. Kalın, "Şunu da söyleyelim; nükleer silahlanmaya karşı herkesin  küresel bir tavır alması lazım. Burada da meblağlı olmak lazım. Nükleer silah  sahibi ülkeler, bu 'nükleer silahların dağılmasının önlenmesi' anlaşması  çerçevesinde üzerilerine düşeni aslında yeteri kadar yapmıyorlar." diye konuştu.

  Nükleer silaha sahip ülkelerin "Biz sahibiz, biz bunlardan vazgeçmeyiz  ama bundan sonra hiç kimse sahip olmasın" dediğine dikkati çeken Kalın, nükleer  silahların dağılmasının önlenmesi rejiminin adaletli bir şekilde yürümediğini  kaydetti.    Buradan "Kuzey Kore'de, İran'da nükleer silah sahibi olsun" neticesinin  çıkarılmaması gerektiğine vurgu yapan Kalın, "Tam tersine bizim dediğimiz, bütün  bölge ve bütün dünya nükleer silahlardan arındırılsın. İnsanlık hesabına çok endişe  verici tabloyla karşı karşıyayız." izahını yaptı. Nükleer silahlar konusu üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gerektiğini  ifade eden Kalın, "Nereye kadar?" sualinin da sorulmasını istedi. İran'la alakalı nükleer mütalaalar esnasında kendilerinin "İran'ın  veya rastgele bir ülkenin bölgede nükleer silaha sahip olmasına karşı  olduklarını" söylediklerini anımsadan Kalın, bu yüzden İran'ın Batı'yla  yürüttüğü nükleer mütalaalara destek olduklarını anlattı.

KİME NE YARAR SAĞLAR

Dünyanın en büyük silah üreticisi konumundaki 5 ülkenin  "silahsızlanma" çağrıları yapmasının ne kadar candan olduğu istikametindeki bir suale  Kalın, "Dünyanın neresinde bir savaş ihtimali yükselirse orada şuna bakmak  gerekir; buradan kim, ne yarar ele geçiriyor. Silah şirketleri her vakit buradan  karlı çıkmıştır ne yazık ki." cevabını verdi.  Bu tür silah lobilerinin kendi işlerini çevirmek için gerilimleri,  çatışmaları körükleme çabalarına girebildiklerini belirten Kalın, buna karşı da  teyakkuzda olunması gerektiğinin vurguladı.  Her ülkenin kendi ulusal savunma sistemlerini en iyi noktaya getirmesi  gerekliliğine dikkati çeken Kalın, "Ama bunu bir silah ticareti aracı olarak  kurguladığınız vakit başka bir deyişle bilhassa açık söyleyeyim; Körfez ülkelerinde yaşanan  gerilim, bunun ehemmiyetli bir ayağı silah ticaretiyle de alakalı. Oraya silah  satılması, bu kadar yığınak yapılması..." diye konuştu. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ-Kuzey Kore geriliminde Çinlilerin izah ettiği "Şayet ilk atışı Kuzey  Kore yaparsa nötr kalacağız, ilk atışı AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ yaparsa Kuzey Kore'yi müdafaa ederiz."  şeklindeki pozisyonun ilginçliğine değinen Kalın, "Burada asıl büyük sual şu;  Çin gibi büyük bir dev, şu anda dünyanın ikinci büyük ekonomisi muazzam bir  büyüme potansiyeli var... Ağır ağır ayağa kalktığında yalnızca Asya'nın değil,  küresel politikanın balansları değişecek. Zaten 10-15 senedir biz onu görüyoruz."  diye konuştu.

IKBY'NİN REFERANDUM KARARI 

Irak Kürt Bölgesel İdaresi'nin (IKBY) 25 Eylül'de tertip etmek istediği  referandumun sorulması üzerine Kalın, referandum kararının yanlış olduğunu, bunun  Irak'ın içinde bulunduğu hiçbir meselesi çözmeyeceğini belirtti. Kalın, Irak'ın toprak bütünlüğünün bölgedeki en ehemmiyetli konulardan biri  olduğunu vurguladı.
Amerikan işgalinden sonra Irak'ta federal bir yapı kurularak Kürt   bölgesinin oluşturulduğunu anımsadan Kalın, Kürt bölgesiyle merkezi idare  arasında birtakım meseleler yaşandığını söyledi. Mevzubahis meselelerin yönetilmesi gerektiğine işaret eden Kalın, Kürt  yönetiminin temsilcilerinin "DEAŞ sonrası Irak'ta hiçbir şey eskisi gibi  olmayacak, artık bizim bir arada bulunmamız olanaksız." şeklindeki  söylemlerini anlayamadığını ifade etti.

 Telafer'de bu sabah itibarıyla operasyon başladığını hatırladan Kalın,  Irak'taki, "Biz bir arada kalamayız, artık ayrılacağız." düşüncesinin Irak'ın bütünlüğünün ve Irak Kürtlerinin menfaatine olmadığını bildirdi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, şöyle devam etti: "Bizim bu referanduma karşı çıkmamızın temel sebebi, Irak'ın toprak ve  politik bütünlüğünün savunmasıdır. Burada ne Irak Kürtlerine ne Suriye Kürtlerine  ne de bölgedeki diğer Kürtlere karşı rastgele bir negatif tutumumuz mevzubahis  değildir. Terör örgütünün ve yandaşlarının ara ara bunu işleyip, işte  Türkiye, bilhassa Sayın Reisicumhurumuza atfen 'Türkiye, Kürtlerin  kazanımlarına karşılar, bundan rahatsızlar' gibi propagandalar yaptıklarını, Batı  medyasının da bunu köpürterek ve büyüterek tedavüle soktuğunu biliyoruz. Bizim bir  kere Kürtler ile bir meselemiz olsaydı Türkiye Cumhuriyeti devleti veya milleti  olarak Kuzey Irak Kürtleriyle bu kadar iyi ilişkiler içinde olmazdık. Belli  etraflardan tenkitler de geliyor ama biz bu ilişkilerin ehemmiyetli olduğuna  inanıyoruz." Erbil'le iyi ilişkiler içinde olduklarını ifade eden Kalın, bunun  devam etmesini istediklerini söyledi.

Suriye Kürtlerine karşı da Türkiye'nin olumsuz bir tavrı olmadığını  ifade eden Kalın, Reisicumhur Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye Kürtlerine sahip  çıkan tavırlarını anlattı.  Kalın, Türkiye'de yaşayan Kürt yurttaşlarının rahat soluk alabilmesi  için en devrimci ve kökten adımları atanın CumhurbaşkanıErdoğan olduğunu  aktardı.  Kürtçenin önündeki bütün engellerin kaldırıldığını belirten Kalın,  "Anımsayın, Kürtçe bir şarkı, türkü kasetini, Şivan'ın bir kasetini Türkiye'ye  sokmak, bir yerden bir yere götürmek dahi suç unsuruydu." diye konuştu.apılanları kötüye kullanmak isteyenlerin var olduğuna dikkati çeken  Kalın, sorunun tam çözülme noktasına geldiğinde birilerinin devreye girerek  bunu sabote ettiğinin görüldüğünü ifade etti.

 

VAZGEÇMEZLERSE NETİCELERİ OLUR

Erbil yönetiminin referandumdan vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan  Kalın, bundan vazgeçilmemesi halinde bunun neticelerinin olacağını kaydetti. Birkaç hafta içinde bazı yeni gelişmelerin olabileceği istikametinde  arayışı olduğunu bildiren Kalın, izahlarını şöyle sürdürdü:"Referanduma diyelim ki gittiler, referandum kararını aldılar, bununla  ne yapacaklar? Tek taraflı olarak 'Biz bağımsızlığımızı duyuru ettik' dedikleri  zaman bunu kim tanıyacak? Bağdat, Türkiye, İran, komşu ülkelerin hiçbiri  tanımayacak. Avrupalılar ve Amerikalılar da bu istikamette tavırlarını ortaya koydu.  Dolayısıyla kendilerini çok sıkıntıya sokacaklar. Bizim açımızdan hassasiyet arz  eden bir diğer konuda Kerkük vilayetinin de referandum alanına katılması.  Buna da hakları yok. Erbil yönetiminin buna hakkı yok. Zira Kerkük Bağdat'a  bağlı, tartışmalı bölge diye de bilinen bir coğrafyayı dile getiriyor. Kerkük'ün  bizim tarihimizde çok özel yeri var. Kerkük bir Türkmen şehridir, orada Kürtler  de Araplar da vardır. Kalkıp siz Kerkük'ü de bu referandum alanına dahil  ettiğinizde ortaya çıkacak netice bellidir. Orada yaşayan Türkmenler, Araplar bu  referanduma katılmayacaktır."
Kerkük'te var olan grupların birbirlerine karşı tavır alarak gerilimin  artacağını, bunun da fayda getirmeyeceğini vurgulayan Kalın, yönetilmeyecek bir  vaziyete gelinebileceğine ve referandum kararından vazgeçilmesi gerektiğine dikkati  çekti.

 TERÖRE KARŞI EN SERT MÜCADELE VERİLİYOR 

"Bu mevzunun Türkiye aleyhine kullanılması için birileri bunu daimi  sıcak tutarak, PKK ve başka unsurları kullanarak operasyonlar çekti." diyen  Kalın, bunlara karşı ihtiyaç duyulan adımları atmaya devam edeceklerini bildirdi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "Teröre karşı anladığı dilden en sert  mücadele veriliyor, verilmeye devam edilecek. Bu noktada İçişleri Bakanlığımız,  emniyetimiz, jandarmamız, silahlı kuvvetlerimiz tam bir uyum içinde, tam bir  kararlılıkla bu mücadeleyi sürdürüyor." değerlendirmesinde bulundu.

 ERKEN SEÇİM İDDİALARI 

Erken seçim iddialarının sorulması üzerine Kalın, erken seçim kararını almanın TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'nin uhdesinde olan bir konu olduğunu söyledi.Bu konuda bir değerlendirme yapmasının doğru olmayacağını ifade eden  Kalın, "Benim görebildiğim kadarıyla böyle bir gündem, karar söz konusu değil.Bunu gündeme getirenler siyasi bir spekülasyon yapıyorlar diye düşünüyorum. Hangi  gerekçeyle, neden yapıyorlar onu bilemem ama son analizde bu, Meclis'in  uhdesinde, tasarrufunda olan bir konudur." değerlendirmesini yaptı. Türkiye'de kuvvetli bir hükümetin olduğunu ifade eden Kalın, 2019 seneninde  yeni hükümet sisteminin uygulanmasına geçileceğini ve bunun altyapısının  hazırlanmaya devam ettiğini belirtti.Kalın, Cumhurbaşkanlığı olarak sistem farklığının sıhhatli bir  şekilde hayata geçirilmesi konusuna yoğunlaştıklarını ifade etti.

 TEK TİP KIYAFET

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) tutuklu maznunlarının mahkemelere  tek tip kıyafetle getirilmesine ait bir sual üzerine Kalın, bunun Adalet  Bakanlığının yaptığı bir çalışma olduğunu aktardı. Bu konunun FETÖ zanlılarının  suistimal yaparak, giydikleriyle iletiler vermeye çalışmasıyla gündeme geldiğini  anlatan Kalın, bir sene önce politik tarihin en kanlı darbesinin yaşandığını  hatırlattı.
Şehit yakınları ve gaziler başta olmak üzere herkesin duruşmalara  gittiğini bildiren Kalın, birilerinin sanki orada bulunan insanlarla, şehitlerin  anısıyla dalga geçercesine bir davranış içine girdiğinde devletin de burada  önlem almak zorunda olduğunu vurguladı. "Bu, masumluk karinesini ortadan kaldırmak değildir." diyen Kalın,  bunun hukuk sürecinin de engellenmesi olmadığının vurguladı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, şunları kaydetti:"Türkiye'de hukukun üstünlüğüyle alakalı sıkıntılar var diyenlere gelip  şu mahkemeleri izlemelerini tavsiye ederiz. Falanca mahkemeye hemen koşup giden  Avrupalı örgütlerin, medyanın acaba kaç tanesi 15 Temmuz davalarını izlemeye  gittiler, gidiyorlar. Emretsinler gelsinler, kapılar açık. Gruplar halinde  gelsinler, hiçbir mahsuru yok. Biz hoşnut oluruz. Bir de gelip orada şehit  aileleriyle bir otursunlar, onların yakınlarıyla otursunlar, bir de onları  dinlesinler. Bu kadar tek taraflı olmasınlar. Oradaki duygu yoğunluğunu, o  insanların içinde bulunduğu psikolojiyi bir görsünler. Ondan sonra 'Türkiye bu  önlemleri neden alıyor?' sualine o vakit daha doğru, adaletli cevap verir  verebilirler."

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NİN PYD'YE VERDİĞİ SİLAHLAR 

    AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'nin PYD'ye verdiği silah desteğinin anımsadılması üzerine Kalın,  şunları söyledi:"Hududumuzun güneyinde, ister Irak ister Suriye'de olsun, bir terör  yapılanmasına, bunun isimi otonom bölge, devletçik olur, katiyen müsaade etmeyiz. Türkiye  burada kendi milli çıkarları, hudut güvenliği, yurttaşların can ve mal  güvenliği, orada yaşayan Suriyelilerin ve Iraklıların can ve mal güvenliği için  üzerine düşeni, hiç kimseden icazet almadan gereğini yapar. Bunun uygulamalarını  da yaptık. Fırat Kalkanı Harekatı, sınırda yaptığımız temizlik harekatı buydu.  Bundan sonra da bizim bu konudaki temel prensibimiz, kendi ulusal çıkarlarımızın  garanti altına alınmasıdır. Bunu bağlaşıklarımızla elbette istişare ederiz ama  son analizde kendi güvenliğimizden biz sorumluyuz. Bunu da yerine getirmek için  gereğini yaparız."

 AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'nin Barack Obama döneminde başlayıp Donald Trump döneminde devam  eden PYD/YPG'ye destek olma siyasetinin baştan yanlış olduğunu ifade eden  Kalın, bu yanlışta hala ısrar edildiğini aktardı. Türkiye açısından büyük bir  hata yapıldığının vurgulayan Kalın, AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'nin geçmişteki dokümanlarında PKK terör  örgütünün bir uzantısı olarak tescil ettikleri PYD'ye silah verdiklerine dikkati  çekti.  O dokümanların birçoğunun resmi internet sitelerinden kaldırıldığını  hatırladan Kalın, bunun utanç verici bir vaziyet olduğunu vurguladı.

 PYD'YE VERİLEN HER DESTEK PKK'YA PROPAGANDA DASTEĞİDİR

 İki yıl önce AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ Savunma Bakanlığı Pentagon ve CIA tarafından kamuyla  paylaşılan raporlarda, PYD/YPG'nin PKK'nın Suriye uzantısı olarak tanımlandığını  ifade eden Kalın, bu durumun ikilemli olduğunu, bir taraftan terör örgütleriyle  mücadele ederken öbür tarafta terör örgütünün bir uzantısıyla angajmana  girildiğini ifade etti.  AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'nin Türkiye gibi bir ülkeyi karşısına aldığını belirten Kalın  şöyle devam etti:  "Bir NATO bağlaşığı olarak Türkiye'nin güvenliğini tehlikeye atacak  adımlar atıyorsunuz. Şunu kimse herhalde inandırıcı bulmuyordur: 'Bizim YPG'ye  verdiğimiz silahlar sadece Rakka'da, Deyruz Zor'da kullanılacak. Türkiye'ye karşı  asla kullanılmayacak.' Amerikalılar, bunu söylüyor ama bunun garantisini kim  verecek? Sadece askeri ve silah mananında değil, PYD/YPG'ye orada verilen her  destek, PKK'ya verilmiş endirekt sadece askeri değil bu arada lojistik, parasal,  moral, propaganda desteğidir. Nitekim terör örgütü de bunu hem Avrupa'da hem  başka yerlerde tepe tepe kullanıyor. Bunu DAEŞ ile mücadele isimi altında  yapıyorlar. Burada geriye dönüp 'Son üç yılda DAEŞ canavarı nasıl hortlatıldı?  Suriye'ye getirildi, alan açıldı?' sorularını sormamız gerekiyor. İki buçuk yıl  önce Suriye'de DAEŞ yoktu. Hiç ismini duymuş muyduk? Suriye'de muhalifler ve rejim  vardı.

 Bilhassa Obama idaresi, Avrupalılar bu işi uzattıkça, net bir tavır  almadıkça problem derinleşti. Suriye savaşı başka yerlere gitti. 2011 yılında,  olaylar yeni yeni başladığında, Sayın Reisicumhurumuzun çok yoğun gayretleri ve  temasları oldu. Esed rejimine o vakit bunun bir politik geçiş süreciyle  halledilmesi gerektiği, yurttaşlarına temel hak ve hürriyetleri ile ilgili alan  açması gerektiği, taleplerini karşılaması istikametinde bizim çok telkinlerimiz oldu.  Ne yazık ki biz bundan netice alamadık."

DAEŞ'LE MÜCADELE

Türkiye'ye "Siz vaktinde diplomasiyi kullanmadınız" şeklinde  tenkitler yöneltildiğine dikkati çeken Kalın, "Bellek-i beşer nisyan ile  malüldür, diye bir söz var. Ne yazık ki bizim 5 sene önce yaptıklarımızı dahi  anımsamadan bugün tenkit getirenler var. Hayır bunlar tecrübe etti. O zaman da  'Nasıl olur da eli kanlı bir rejimle mütalaa yürütürsünüz?' diye eleştiri  getiriyorlardı. Biz bunu 9-10 ay tecrübe ettik." dedi. Türkiye'nin verdiği diplomasi mücadelesinde netice alamadığını anlatan  Kalın, DAEŞ'in Irak'ta ortaya çıktığını, bir anda Musul'u ele geçirdiğini,  Suriye'nin kuzey bölgelerine yerleşmeye başladığını aktardı.  80-90 ülkeden oluşan beynelmilel koalisyonların 50 bin eli silahlı  teröristi olan DAEŞ'i nasıl olup da ortadan kaldıramadığını soran Kalın, çok  yakın bir zamana kadar Esed rejiminin DAEŞ'i bir defa bile vurmadığına işaret  etti.

Bugün YPG ve PYD'ye verilen desteğin DAEŞ ile mücadele isimi altında  verildiğini aktaran Kalın, "Demek ki bunun tabanı geçtiğimiz birkaç yıl içinde  bir şekilde hazırlandı. Dolayısıyla DAEŞ'le mücadele faktörün kendisi tek başına  meşruiyet üreten bir öğe haline geldi." diye konuştu.  Türkiye'ye yöneltilen "Yabancı terörist savaşçılara göz yumuyor"  suçlamalarına da atıfta bulunan Kalın, Avrupa'dan gelen insanların turist olarak  geldiğini, alnında "Ben DAEŞ teröristi olacağım" yazmadığını vurguladı. Avrupalı  ülkelere "Bunlar, sizin yurttaşınız, bu önlemi sizin almanız gerekli" dediklerini  anlatan Kalın, bunların bir şekilde önlem alınamadığı için ülkeye geldiklerinde  Türkiye'ye bilgi verilmesi gerektiğini dile getirdi.  "Biz her İngiliz, her Belçika yurttaşına potansiyel DAEŞ üyesi  muamelesi yapsak, 'Türkiye'de yolcu özgürlüğü yok. Türkiye, güvenli bir yer  değil' öne çıkartılmaya başlanacak" diyen Kalın, Türkiye'nin DAEŞ kuşkusuyla  yakalayıp iade ettikleri kişilerin ülkelerinde serbest bırakıldığını ve  sonrasında terör eylemlerine katıldığını anlattı. Kalın, Avrupa ülkelerine  istihbarat zafiyetini kendilerinde aramalarını önerdi.

  SURİYE KÜRTLERİ DE YPG'NİN ZULMÜ ALTINDA 

"DAEŞ ile mücadele ediyorum" diyen herkesin istediği şekilde bir  siyaset izlemeye, bölgedeki balansları yine dizayn etmeye çalıştığını dile  getiren Kalın şöyle konuştu: "Amerika açısından asıl çelişki şu: AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ gibi bir ülke Marksist,  Leninist bir örgütle Ortadoğu'da operasyon yapıyor. Tersinden baktığınızda terör  örgütünün destekçileri, sözde Marksist, Leninist, halkçı ideolojiye sahip olan bu  kesimler de Amerikan kamplarında eğitim görüyorlar. Amerikan üslerinde eğitim  görüyorlar. Amerikan silahlarıyla güya bölgede halkçı, Marksist, Leninist,  sosyalist bilmem ne mücadelesi veriyorlar. İki taraf açısından da böyle bir  paradoks var. Suriye'deki etnik, sosyolojik bütünlüğü ortadan kaldıran, Arap ile  Kürt'ü, Türkmen'le Kürt'ü karşı karşıya getiren, Suriye'nin toprak bütünlüğünü  tehlikeye atan bir politikadan söz ediyoruz. Burada PYD ve YPG'ye bu desteği  verdiğinizde otomatikman karşınıza Arapları, Türkmenleri alıyorsunuz. PYD ve  YPG'ye katılmamış diğer Kürtleri karşınıza alıyorsunuz. Bugün Suriye Kürtleri de  PYD ve YPG'nin zulmü altında. Onların kontrolünde bulunan bölgelerde sadece  Araplar, Türkmenler değil Suriyeli diğer Kürtler de zulüm görüyorlar. Bir tane  alternatif, değişik, karşıt görüşlü siyasi parti bırakmadılar."

Batılıların "DAEŞ ile aslanlar gibi mücadele eden PYD/YPG'ye biz şu  gerekçelerle destek oluyoruz" dediklerini ifade eden Kalın, onların işlediği  suçları, baskıyı, köyleri yerle bir etmeyi, siyasi suikastları görmezden  geldiklerini vurguladı. Bunun tek istisnasının Uluslararası Bağışlama Örgütü ve Uluslararası Kriz  Grubu'nun yayınladığı raporlar olduğunu bildiren Kalın, ama bunların New York  Times, Guardian, Washington Post'un manşetlerinde bulunmadığına dikkati çekti. Türkiye'nin Fırat Kalkanı Harekatı'nı bitirdikten sonra, terörden  temizlenen bölgeye yaklaşık 100 bin Suriyelinin geri döndüğünü anımsadan Kalın,  şu değerlendirmeyi yaptı:

 "Muazzam bir muvaffakiyet ele geçirildi. Sayın Reisicumhurumuzun yönergesiyle  Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Örgütümüz filhakika yüz ağartıcı bir  operasyon yaptılar. O bölgeyi temizlediler. Baştan beri bizim dediğimiz 'Bu  bölgelere Suriyeliler kendileri gelmeli ve Suriyeliler yönetmeli.' Biz bu modeli  aynen uyguladık şu anda. O bölgede şu anda Şehir Konseyi dediğimiz yapılar var ve  Suriyeliler kendilerini yönetiyorlar. Beşeri yardımlar gibi desteğe devam  ediyoruz ama orada bir güvenli alan oluştu. Buna karşılık PYD ve YPG'lilerin  kontrolü altında bulunan bölgelere kaç kişi döndü? Dönen yok. Niçin dönmüyorlar?  Zira baskı ve zulüm altında olacaklar. Gittikleri anda onlara 'Sen ya PKK'ya  tabi olacaksın veyahut gideceksin veya can vereceksin' diyorlar."  Kalın, dünyanın gözü önünde bütün bunlar yaşanırken, hala birilerinin  çıkıp "DAEŞ ile en iyi bunlar, mücadele ediyor. O yüzden biz bunlara destek  veriyoruz." demesinin inandırıcı olmadığını kaydetti.

ırak referandum kürt bölgesel yönetimi ırak başkanı barzani
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Devler Ligi'nde Yer Alan Takımlar Daha Da Fazla Kazanacak
Devler Ligi'nde Yer Alan Takımlar Daha Da Fazla Kazanacak
13 Kişinin Katilinin Cinayetleri Tek Başına İşlemediği Ortaya Çıktı
13 Kişinin Katilinin Cinayetleri Tek Başına İşlemediği Ortaya Çıktı